18 Haziran 2011 - 19:30

Başbakan Erdoğan’ın İsrail ile girdiği gerilimden sonra Mısır, Tunus ve Libya’ya yaptığı ziyaret Avrupa’da dikkatle ve ihtiyatla izleniyor. Hem siyasetçiler tarafından yapılan açıklamalarda hem de basında yer alan yorumlarda, Türkiye’nin “yeni Osmanlı dış politikasıyla” Avrupa’dan uzaklaştığını savunanların sayısı hiç de az değil.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Hiç şüphe yok ki; Türkiye’nin izlemiş olduğu dış politika, bugüne kadar sürdürülen şablonlara sığmayacak derece karmaşık, riskli ve sonuçlarının bugünden tahmin edilmesi zor kimi gelişmelere yol açabileceğine dair ibareleri içeriyor.

Türkiye’ye AB kapısının kapatılmamasını, hatta tam üyelik yolunun açılmasını savunan sosyal demokratlar ve Yeşiller, Erdoğan’ın girdiği yolun sorumlusunun bir yönüyle AB ülkeleri olduğuna işaret ediyor. Avrupa için her zaman hassas olan İsrail’e bu denli tepkili olan bir Türkiye ile gelecekte onarılması zor sorunların meydana gelebileceği biliniyor.

Keza; dün Guardian gazetesinde yer alan yorum yazısında da bu noktaya dikkat çekilerek, “Gazze saldırısından sonra İsrail’le onlarca yıl sürdürdüğü ittifakı bozarak bu ülkeyi açık bir şekilde eleştirmeye başlayan Türkiye’nin bölgede daha güçlü bir rol oymama arzusu, bir düş kırıklığının ürünü. Zira Türklerin AB’ne katılma çabaları Almanya ve Fransa tarafından fiilen engellenmiş durumda. İran’ın aksine Türkiye, sempatik bir Sünni güç. Türkiye’ye, İsrail’e karşı sesini diğer Arap ülkelerinden daha fazla yükseltebildiği için hayranlık duyuluyor” deniliyordu.

Avrupa’dan bakıldığında, genel görünüşte Türkiye’nin Ortadoğu’da sadece kendi adına hareket ettiği anlaşılıyor.

Muhafazakar Die Welt gazetesinde dün yer alan bir yorumda başka önemli bir noktaya dikkat çekildi: “Türkiye’nin Ortadoğu’daki yükselişinin asıl neden ABD’nin zayıflığından kaynaklanıyor.”

Gerçekten de ABD; öncesini bir yana bıraktığımızda son 10 yıl içinde Irak ve Afganistan işgalleriyle Arap dünyasında, Müslüman aleminde görülmedik düzeyde tepki topladı, güven kaybetti. Son yarım yüzyılda dayandığı diktatörlerin kurduğu sistemler çöktü.

Bu nedenle; ABD’nin doğrudan kendisi olarak ortaya çıkıp, bölge üzerindeki egemenliğini yeniden ve güçlü bir şekilde tesis etmesinin tutar bir yanının olmadığı sır değil.

Hele hele bunca anlaşmaya ve görüşmeye rağmen, ne olursa olsun İsrail’in yanında olacağını ve Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanımayacağını deklare edilirken...

Yarım yüzyıldan fazla bir süredir Ortadoğu’da ABD’nin en yakın müttefiki olan diğer işbirlikçilerin aksine Türkiye, - AKP şahsında kendisini yenilemiş ve zamana uydurmuş haliyle - bütün bölgeyi toparlama birikimine sahip görünüyor.

Dikkat edilirse Erdoğan ve arkadaşları, İsrail’e bunca laf ederken, bu ülkenin en önemli destekçisi ABD’ye toz kondurmuyor. Bu durumun kendisi bile ortada danışıklı dövüşün olduğunu yeterince ortaya koyuyor olsa gerek.

Alman basınında dün yer alan bazı yorumlarda, Erdoğan’ın tıpkı Mısır eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır gibi Arap dünyasının lideri olma yolunda ilerlediğine, bunda bir mesafe kat etti tezi ileri sürüldü. Bugünkü parametreler açısından bakıldığında, görünürde Filistin’in işgal edilmesinden sonra Arap ülkelerini İsrail’e karşı bir araya getirmeye çalışan Nasır ile Erdoğan arasında bir paralellik kurulabilir.

Ancak; Erdoğan’ın ABD ile arasına mesafe koymadan İsrail ile ilişkileri gererek, Arap dünyasını bir araya getirmesi, liderlik etmesi mümkün görünmüyor.

Unutmamak gerekiyor ki; Nasır, Arap dünyasını İsrail’e karşı birleştirme çabası verdiğinde dönemde sırtını ABD’ye değil, SSCB’ye dayamış, oradan güç almıştı.

Dolayısıyla, günümüz dünyasında Türkiye’nin, ABD’ye kafa tutmadan İsrail ile ilişkileri kesme, kendi adına Arap dünyasına liderliğe soyunması mümkün değildir.

Bunu yaptığı taktirde ise ilk önce karşısında ABD ve AB’nin büyük ülkeleri Almanya, Fransa ve İngiltere’yi bulacağını da biliyor olmalı.

Erdoğan’ın mesajlarını yakından talep eden, değerlendiren AB’nin şu anda yapabileceği çok fazla bir şeyi bulunmuyor. Diktatörlerin devrildiği ülkelerde, yaptığı maddi yardımlarla siyasi inisiyatifi alabileceğini düşünen AB ülkeleri, şimdi ABD’nin Türkiye üzerinden yaptığı hamleyi izlemekle yetiniyorlar. Ve bundan sonra Türkiye-AB ilişkilerinde, Erdoğan’ın İsrail politikasının da kriter olarak masaya gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Bizden söylemesi...

Yücel Özdemir

yucel@evrensel.de